(Tempe, Arizona) (5 Nisan 2008)

20 Mart 2008 Perşembe

Fırtına öncesi sessizlik bu.

Haftaya bu sayfada kan gövdeyi götürecek söyleyeyim şimdiden.

Oh be :)

10 Mart 2008 Pazartesi

Drink 'till you're Irish


Başlık, Champaign'de (galiba Şubat'ın son Cuması) kutlanan Unofficial St. Patrick Günü'nün sloganı. Unofficial'da insanlar sabahtan ertesi sabaha kadar yollarda, evlerde, balkonlarda, barlarda içip eğleşiyorlar. Ayrıca herkesin giydiği yeşil kıyafetler ve St. Patrick'in ruhuna içtiği yeşil birayla(!) günün anlam ve önemi pekişiyor.

Bu arada bu yeşil bira, zaten bir tadı olmayan Miller Lite'a yeşil gıda boyası eklenerek iyice boyalı su kıvamına gelmiş anlamsız bir sıvı. Millet bunu içip sarhoş olduğunu sanarak sapıtıyor olmalı. Öbür türlüsü pek ihtimal dahili değil gibi geldi bana. Ahan da şöyle bir şey:

Ben de her çalışkan Türk gencinin yapacağı gibi Green Street'teki (lokantalar barlar vs.'nin olduğu cadde) iğrençlikten tiksinir vaziyette laboratuarda işime gücüme bakıyordum. Akşam da çoğu çalışkan cici Türk gencinin yapacağı gibi şehirdeki bir numaralı sosyal aktiviteye katılmak üzere bekliyordum: Süpermarket alışverişi!

Şaka lan. Earthquake Engineering sınıfında olan ve bir gün önce proje grubu toplantısında tanıştığım Jon ve tayfasına katılmak üzere akşam olmasını bekliyordum ve işten kaytaracak makul bir saatin gelmesini bekliyordum ofiste.

Akşam Green Street hareketli ve neşeliydi. Çoğu kişi zaten sabahtan beri içtiği için akşam herkes zurna gibiydi (ODTÜ şenliklerinden bilenler bilir Cumartesi günü Stadyum Konseri zamanını). Benim için gecenin en güzel anı daha en başında bara gitmeden önce para çekmek için sıra beklediğim ATM'de yaşadığım olaydı yalnız:

Önümde para çeken 3 kişilik bir grubun yanına yandaki bardan ağlayarak çıkan bir kız geliyor ve gruptaki kızla arasında şöyle bir konuşma geçiyor:
- Noldu? Nerde senin erkek arkadaşın?
- Kaybettim onu. Ühühn.
- Ay canım kıyamam ben sana.

Bu fotoğrafı www.dailyillini.com 'dan aldım. Daniel Street üzerinde evlerine dönmeye çalışan iki sarhoj cücük. Benim evin sokağı diyip yiyebilirdim de. Bütün sokaklar aşağı yukarı bunun aynısı gibi görünüyor burada. Sıfır derece sıcaklıkta tişört ve parmak arası terliğe dikkat çekmek istedim. Kızın kıçından beline çıkmış g-stringle bir ilgim yok yani. Yoksa bunlardan çok vardı ortalıkta Unofficial günü (sarhoşlardan).

Legends denen barda biraz takılıp yeşil şeyden içen Jon'a delikanlı Guiness'imle eşlik ettikten sonra Brad'lerin evine gittik. Brad'in balkonunda büyük Amerikan kültürünün en önemli parçalarından biri olan "home party keg"iyle ilk kez haşır neşir olma fırsatı yakaladım. Geldiğimden beri en iyi vakit geçirdiğim gündü herhalde bu. Bir de bu Unofficial denen günden geçtikten sonra haberim olsa herhalde sinirden kudururdum. Jon sağolsun beni de çağırdı da evde oturmadım Unofficial günü. Ama Brad daha sıkı çocuk çıktı Jon'dan. O da yeşil birayı biraya benzetemediği için benimle Guiness içti.

Şerefe!

(Bi ara da gittiğim konseri yazayım diyorum ama. Kısmet her şey tabi.)

10 Mart

Bugün 10 Mart.

1 yıl oldu...

Bir yılda çok şey oldu :)

___________________________________________________________________________________

10 Mart, 8:48 (Türkiye'de 11 Mart artık):

Daha fazla bir şeyler yazmalıymışım gibi geldi. Ama bir yandan da pek çok şeyi açıklıyor yukarıdaki cümlecikler. Az konuşup çok şey anlatır ya insan, öyle bir şey bu da. Bu bir yıl hayatım boyunca yaşadığım en mutlu ikinci yılım bence.

(İlki: Dünya umurumda olmadan oturduğum yerde altımı doldurduğum zaman annemin, anneannemin ya da babamın gelip temizleyip temiz bez bağlayıp üstüne de agucuk mugucuk dediği yıl)

:)

Hayatımdaki hiçbir şey aynı olmayacak farkındayım. Her şey değişecek, farklılaşacak. Kötünün, daha kötünün yaşanması en son istediğim şey, ve ne olduklarını da az çok biliyorum. Zaten her şey benim elimde. Değil mi?

Bazı şeylerden emin olmanın ne olduğunu ilk kez bu kadar iyi anladım. O yüzden de sıkıntı hissetmiyorum. Rahatım.

:*

(güzeller)

5 Mart 2008 Çarşamba

Bağım...

Üç gün önce bulaşık yıkarken kırdığım french press kendimi daha yakından tanımamı sağladı sanırım. Ben bir kahve bağımlısıymışım.

Bu bağımlılığın boyutları öyle günde 8-10 bardak kahve içmek değil. Ama her akşam bir bardak içmek istiyor canım. Şehir dışında süpermarkette 7 dolar olan french press'e Starbucks'ta 15 dolar vermek istemediğim için (Gerçi Türkiye'dekilerin fiyatlar üzerinden düşünerek söylüyorum bunları. Gidip de bakmış değilim ne kadar olduğuna.) son üç akşamımı kahve içmeden geçirdim.

Ve bugün olan oldu. Kafamın içindeki "kahve içmeliyim" sesleri eşliğinde bardağa çekilmiş kahve ve sıcak su ekledim ve dört dakika (yaklaşık tabi, kronometre tutacak kadar manyak biri değilim) (henüz) bekledikten sonra kahveyi süzmek için kağıttan bir külah yaptım. Gayet verimli bir çözüm oldu. Külahtan önce denediğim şeyleri salaklık olarak nitelendirdiğim için kimseyle paylaşmıyorum. Bu arada bu iç ses "Kahve içmeliyim" yerine "Kahve içmelisin" diyorsa biz böyle insanlara kısaca şizofren diyoruz.

Rafta 200 yaprak kadar daha kağıt var. Yani aşağı yukarı yaz sonunu çıkarırım french press olmadan. Ama yine de ilk fırsatta yeni bir tane almalıyım.

Her eve lazım. Zaman kötü.

4 Mart 2008 Salı

Fenerbahçe UEFA Şampiyonu Sever


Okulun wirelessında sopcast çalışmadığı için izleyemedim maçın başını. Milliyetin internet sitesinden takip ettim. Sağolsunlar Volkan'ın yediği golleri anında koymuşlar siteye de bir Mısırlı ve bir Çinliye yediğimiz golleri gösterip "Lan ne dandik kaleciniz varmış. Defans da kevgir maşallah." yorumları dinleyebildim.

Daha sonra evde maçın sonunu izleyebilmek için koşarak çıktım ve skor öğrenmek için babamı aradığımda gol attık. Uğurlu geldim bi tane daha atalım diye Çiğdem'i de aradım ama o sinir olup yatmış 2-0'dan sonra. O yüzden maçın uzatmalara gitmesini engelleyemedim.

İngiliz spikerler "Harika bir maç oluyor.", "Platini çok yerinde bir seçim yaparak gecenin en güzel maçını izlemeye gelmiş." gibi şeyler söylerken birdenbire daha ilk penaltılar atılmıştı ki kanalın yayını kesildi. Star'ın yayını da çok kötüydü ve gidip geliyordu. Yani maçın sonundan da bir şey anlamadım. Aradan gördüklerim deli gibi sevinmeme yetti ama :)

İlk iş Mısırlıyla Çinliye mail atıp çeyrek finale çıktığımızı, o kova kalecinin de 3 penaltı çıkardığını söylemek oldu.

Çeyrek finaldeyiz lan!!